Gitmelerin Tarihi Yoktur
“Hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu,
Acıyı gömdü toprağa
gayrı açar mezarlık çiçekleri…”
Hayat acımasızca çarpıyor suratıma. Gitmelerin her türlüsünü yaşıyorum şu ara. Ancak uzaklara gitmek, bu dünyadan gitmek kadar zor değil (Sen hep zoru severdin.) Aslında bakarsan gitmelerin çeşidi yoktur. Gitmek gitmektir işte, yorgunluktur, kederdir. Daha dün bu dünyayı bıraktığını öğrenince, yorgun argın tutmaya çalıştığım ipler de kayıp gitti elimden.
Annem hep dört elle sarıl derdi hayata.
O iki eli kaybetmeseydim annemin sözünden çıkmayacaktım.
Şimdi boğazımda bir düğüm bunları yazarken “Uslu kız ol” bakışın geldi gözlerimin önüne. O sakin gülüşünle uzaktan uzaktan yola getirmen beni. En çok neyi severdim biliyor musun? Karşımda sakince durup meydan okumanı. Bana meydan okurdun sen. Hayata meydan okurdun! (Sen çılgınlığını fırçalara vuran adam, nasılda kayıtsız gülüyorsun hayata -belli haberi yok fotoğraflarının-)
Artık penceremden ay ne zaman yüzüme yansısa beni duyabildiğini düşünüyorum. Buna gerçekten inanabiliyorum. Ay ne zaman düşse yüzüme orada hep mutlu ol diyorum.
Ay değil, ardındaki güneşsin biliyorum.
Sen demek güneş demekti hep. Gittiğinde tarih yoktu. Gittiğinde saatler sustu ve bir güneş daha soldu.
Ve ben hep sordum;
“Toprak sevdiklerimizi içine aldığı için mi böyle güzel kokar?”
“İyiler hep erken mi gider?”
“Tanrım, onları neden hep erkenden alıyorsun yanına, kötüler ağlasın diye mi?”
(Tanrım söyleyeceklerime hazırlıklı ol!)
Sustum. Kelimeler buradaki kadar sukûnet barındırmıyor kafamda. Vazgeçtim Tanrı yoktu.
Ben daha genceciktim ve Tanrı yoktu. Beni korkunç bir şekilde kendi halime bırakıp gitmişti. Ne acı… Bu küçük yaşımda senin gidişin bana bir Tanrı’ya mal oldu.
Gittiğin tarihi hala anımsayamıyorum.
Aslında gidişin tarihi olmazdı.
Giden aylardan, yıllardan
Koca bir ömürden
Canından giderdi
O kadar…